Kadınlar Manastırı

Manastırın taşlarının bir kısmı madendeki yüksek fırınların ve bacaların yapımında kullanılırken bir kısmı da konutlarda malzeme olarak kullanılmış. Zamanın tahribatı o denli yoğun olmuş ki artık adada böyle bir manastırın varlığını bilen neredeyse hemen hiç kimse yok. Büyükada`da ya da eski ismiyle Prinkipo`daki kadınlar manastırını yaptıran kişinin kimliği hakkında farklı iddialar ortaya atılmakla birlikte imparator Justinyanus (527-565) veya Imparatoriçe İrene (797-802) tarafından inşa ettirildikleri genelde kabul gören görüşlerdir. Bu konuya değinen küçük ama kapsamlı çalışmasında Erendiz Özbayoğlu, manastırda 780 yılından önce bir onarımın söz konusu olduğunu ve bu nedenle de Irene`den önceki bir dönemde de manastırın var olduğunu ifade eder. öyle anlaşılıyor ki manastır, İrene zamanında en azın dan köklü bir restorasyon geçirmişti. İmparatoriçe İrene 797-802 yılları arasında saltanat sürmüş son derece ihtiraslı bir kadındı. Hatta bu ihtirası uğruna 797 yılında kendi öz oğlu 6. Konstantinos`un gözlerini oydurmaktan ve bu oğlundan doğan torunu Efirosne`yi Büyükada`daki bu manastıra sürmekten çekinmemiştir, irene bir yandan batıda Şarlman, diğer yandan da doğuda İslam tehdidinin baş gösterdiği bir dönemde iktidar koltuğuna oturmuştu. Çok geçmeden sarayın üst düzey görevlilerinden Nikephoros tarafından tahttan indirildi ve Büyüka-dadaki Kadınlar Manastırına sürüldü. Yeni imparator Nikeforos taht için kendi öz oğlunu dahi feda etmekten çekinmeyen bu muhteris kadının tahttan yeterince uzaklaşmamış olacağına kanaat getirmiş olmalı ki impara-toriçeyi Midilli adasına sürgün etti. Kendisiyle her türlü teması yasakladı, irene, ömrünün son günlerini sefalet içinde geçirdi. Hatta yaşamak için ip eğirmek zorunda kaldığı, 803 yılının Ağustosunda ölmemek için de dilencilik dahi yaptığı rivayet olunur. Onun hayatının son demleri 2007 yılının ilk günlerinde yayınlanan Selim ileri`nin "Hepsi Alev"adlı romanında edebi bir dille anlatılır.
Herhalde Büyükadadaki sürgün günlerinin en ilginç yönü irene`nin zorla buradaki manastıra kapattırdığı torunu Efirosne ile karşılaşması olsa gerek. Muhtemelen babaanne ile torun bu manastırda düzenlenen ayinlerde karşı karşıya gelmiş olmalılar. Ne yazık ki onların ilişkisi hakkında elimizde daha fazla bilgi yok. Fakat irene`nin ölümünden 20 yıl sonra Efirosne`nin kaderi hiç ummadık bir şekilde değişti. 820 yılında II. Mihael adıyla tahta çıkan bir subay hakimiyetini meşrulaştırmak amacıyla Efirosne`ye evlilik teklif eder. 823 yılında rahibe Efirosne, tahta 2. Mihael adı ile geçen bu subayla evlenir. Ancak bu evlilikten çocukları olmaz. 829 yılında II. Mihael safra kesesi delinmesi sonrasında ölünce imparatorun ilk evliliğinden doğan Teofilos imparator olurken Efirosne de bir rivayete göre Büyükada`ya geri gönderilir. Bir başka rivayete göre de bugün Koca Mustafa Paşa`da Sancaktar Hayrettin mescidinin yerinde bulunan Gastria manastırına kapatılır.
Bizans tarihinde yaptığı üç evlilikle üç komutana imparatorluk yolunu açan Imparatoriçe Zoe`de Büyükada`nın zorunlu müdavimleri arasındaydı. İkinci eşi IV. Mihael`ce kendisine zorla evlat edindirilen V. Mihael tarafından Büyükada`ya sürülmüş ve İrene`nin yukarıda anlatılan hikayesi nedeniyle şöhrete kavuşmuş olan Kadınlar manastırına yerleştirilmişti. V. Mihael bununla da yetinmemiş ve analığının bu dünya ile tamamen irtibatını kestiğinin simgesi olarak 60 yaşına yaklaşan bu kadının saçlarını kazıtmıştı. Ancak tüm bu uğraşılar nafile olacak ve V. Mihael`in idaresinden memnun olmayan Konstantinopolis halkı 1042 yılında ayaklanınca Zoe`nin kısa süren Büyükada ikameti de bitecektir. Başkente tekrar getirilen Zoe impa-ratoriçe ilan edilecek ve bu anlamda Irene`den farklı bir yaşam sürecektir. Yani Büyükada irene`nin sonunu hazırlarken Zoe`nin parlak istikbaline açılan bir kapı vazifesi görmüştür. Büyükada`daki bu manastırın son ünlü konuğu ise"Komnenosların Anası" olarak da bilinen Anna Dalesana`dır. Komnenos hakimiyetini gerçek anlamda başlatacak olan I. Aleksios Komnenos çok sevdiği annesinin adını aynı zamanda ünlü Bizans tarihçilerinden olan Anna Komnena`ya verecektir. Çocuklarının iktidarı zamanında, daha önceki yıllarda sürgün edildiği bu manastırdan çıkarak müthiş bir ikbal devri yaşayacaktır. Komnenos ailesinin iktidara gelmesinde önemli roller oynayan bu güçlü kadın doğal olarak Trabzon`da 1204-1461 yılları arasında hüküm sürecek olan Komnenos devletinin de bir nevi manevi kurucusu sayılır.
Manastır, kilise ve onun çevresini saran rahibe hücrelerinden oluşmaktaydı. Hücreler halk arasında "kama-res"ya da kamaralar yani "odalar" diye de anılırdı. Bu hücrelerde Pars Tuğlacı yaklaşık 400 rahibenin kalabileceğini hesap eder. Yine rahibelerle ve manastırın iç kısmı ile teması yasak olan ve manastırın korumasını üslenen erkek muhafızların da sahil tarafında kaldıkları bir bina bulunmaktaydı. Tüm aramalarıma rağmen ne yazık ki bu manastrı kalıntılarına tesadüf edemediğim gibi doğma büyüme adalı olarak kendini tanımlayan kişilerden ya da kilise ve şapellerde görev yapan hıristiyan din adamlarından da bu konu ile ilgili bir veriye ulaşamadım.
İlginç Yapılar
Maden denilen bölgede bir müddet dolaşmanızı tavsiye ederim. Ana cadde üzerinde birbirinden değişik yapılara rastlamanız mümkün. Bunların içinde 1904 yılında inşa edilen Sabuncakis köşkü özellikle ilgi çekiyor. Osmanlılar zamanında mason toplantılarının da düzenlendiği bu evin çatı kısmında masonik öğeler halen göze çarpıyor. Halk arasında da zaten ev çatısında bulunan göz figürü nedeniyle "Gözlü ev"ya da bahçe kapısının üzerindeki arı figürlerinden dolayı "Anlı ev"olarak biliniyor. Yine bu evin biraz gerisinde bulunan AyaTodori şapeli de adaya gelen kişilerin dilekte bulundukları en önemli mekanlardan biri durumunda. AyaTodori`nin de hemen gerisinde Büyükada`nın Müslüman mezarlığına uzanan dik bir yokuş var. Bu yokuş bizi Aya Yorgi`ye götürecek yolun da başlangıcı.
